Holdingzedeler Ayaga Kalkiyor Kombassan Yimpas Slim Jetpa Holding
Degerli site ziyaretcileri. Sitemizi ziyaret ettiginiz icin tesekkür ederiz. Bu sitemizin hedefi Magdurlari bilgilendirmek ve tek güc haline getirmektir. Sitemizin hedefine ulasmasi icin sizlerin bu sitemizi herkese tanitmasindan gecer. Yardimlariniz görüslerinizi bekliyoruz. Saygilarimla Admin

28 ŞUBAT YEŞİL SERMAYE VE YİMPAŞ

Vorheriges Thema anzeigen Nächstes Thema anzeigen Nach unten

28 ŞUBAT YEŞİL SERMAYE VE YİMPAŞ

Beitrag  Admin am Mi Jun 08, 2011 9:29 pm

28 ŞUBAT YEŞİL SERMAYE VE YİMPAŞ

Ani bir kalp krizi sonucu vefat eden Yozgat Milletvekili İlyas Arslan’ın cenaze töreninde, bazı bakanlar ve milletvekilleri ile birlikte Yimpaş Holding Başkanı Dursun Uyar’ın aynı fotoğraf karesi içinde yer alması, bir anda ülke gündemini değiştirdi. “Dört Bakan Var, Bir Gören Yok” manşeti ile, kırmızı bültenle arandığı iddia edilen Dursun Uyar’ın, Ak Partili bakan ve milletvekilleri ile görüntüsü öne çıkarılarak, Cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimler öncesi siyaset pazarında, Ak Parti – “yeşil sermaye” bağlantısını tezgaha koyarak ucuz yoldan siyasi çıkar sağlamak isteyenler, pazarda yeni malzemeler sergileyerek uzun süre gündemi işgal ettiler.

Bir anda Fransa’nın kabul ettiği, ermeni soykırımını inkar edenlere hapis cezası öngören yasa ile, akaryakıt dağıtım şirketlerine verilen 1,6 milyar para cezalarının infaz işlemleri arka sıralara düştü.

Yimpaş dosyasını piyasaya sürenlerin gayesi, olayı tartışma biçimlerine bakıldığında, Yimpaş ve benzeri şirketlere paralarını kaptıran ve sonuçta mağdur olan binlerce kişinin haklarını savunmak ve çare aramaktan çok siyasi çıkar elde etmeye yönelik olsa bile, binlerce mağdurun ‘dini duygularımız istismar edilerek kandırıldık’ diye feveran etmesine sebep olan Yimpaş olayını sorgulamamıza engel olmamalıdır. Bu düşünceyle, çok ortaklı şirketler bağlamında öne çıkan Yimpaş, “yeşil sermaye” ve 28 Şubat sürecini birlikte değerlendirmekte yarar görüyoruz.

1-ÇÖZÜME KATKIDA BULUNMAK

Bu yazı yasal anlamda çok ortaklı şirketler olarak anılan Yimpaş ve benzeri şirketler hakkında yapılan akademik bir araştırma değildir. Kendi görüp yaşadıklarım ile, ortak ve üst düzey yönetici sıfatıyla bir süre bu tür şirketler bünyesinde bulunarak, yakın bilgiye sahip bir grup insanın bilgi,görgü ve şahadetine dayalı olarak hazırlanmıştır.

Amacımız, şahısları hedef alıp şahsiyetleri ile uğraşmak değildir. Sayıları yüz binleri bulan şirket ortaklarının hak ve hukuklarının korunması için alınacak tedbirlere katkıda bulunmaktır. Bunun yanında kutsal değerler öne çıkarılarak yapılan şirketleşme çalışmalarının bir kısmının tamamen iflas ve fiyasko ile sonuçlanması, bir kısmının da göz göre göre aynı akibete doğru gitmesiyle, bu birlikteliğe parasını ve gönlünü veren binlerce inançlı insanın maneviyat dünyasında meydana gelen ve daha da gelecek olan psikolojik depresyonlara engel olabilmektir.

Bu arada konu ile bağlantılı olarak, bir kısım medyada yer alan “Yimpaş’ta Bir Başsavcı”, “Başsavcı Hakkında Yakalama Emri” “Başsavcı Yimpaşcı çıktı” gibi haberlere değinmek istiyorum. Başlığı ile içeriği arasında çelişkilerle dolu haberlerle, bir kısım medyanın şahsımı karalama çabalarının 28 Şubat sürecini devam ettirme amacına yönelik olduğunu ifade etmek isterim. 2000-2001 yıllarında kısa bir süre Yimpaş’ta çalıştığım doğrudur. Yönetim prensiplerinde anlaşamadığım için beş yıl önce kendi isteğim ile ayrıldığım ve halen hiçbir ilgim ve alakam olmayan Yimpaş’la birlikte ismimi öne çıkaran bu yayın organlarının, Başsavcı olduğum dönemde, ‘başörtülü öğrencilere destek vererek, eğitim özgürlüğünü engellemek suçundan rektör ve dekan hakkında ilk defa dava açtığımı’ hatırlatmaları amaçlarını açıkça göstermektedir. Kendileri gibi düşünmeyenlere ‘çamur at izi kalsın’ kabilinden yayın yapanlar, kamuoyunu doğru bilgilendirme için yaptığım açıklamaları yayınlama dürüstlüğünü göstermeyenler bilmelidir ki; Yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü ve adalet ilkelerinden taviz vermeden, eğitim özgürlükleri despotça ellerinden alınan mağdur,mazlum ve müştekilerden yana aldığım tavır, makam ve mevki uğruna haksızlıklara alkış tutmamak benim için en büyük onurdur.

Bu hususu bilgilerinize arz ederek, aynı ilkeli tavır içinde Yimpaş hakkında doğru bildiklerimi de sizlerle paylaşmak istiyorum.

Yazımızın sonuç bölümünde ifade edeceğimiz gibi, bu şirketlerin amacına uygun olarak hayatiyetlerini devam ettirebilmeleri için, mevcut yasal tedbirlerin alınması yanında yeni yasal düzenlemeler de gerekli olacaktır. TBMM Araştırma Komisyonu da uzun zamandır, bu konuyu araştırarak bir rapor hazırlamıştır. Meclis Araştırma Komisyonunun önerileri de nazara alınarak alınacak önlemlerde daha fazla gecikilmemesi temennisiyle, alınacak tedbirler ve yapılacak düzenlemelerde sorunun çözümüne katkıda bulunmak amacıyla konuyu irdelemekte yarar görüyoruz.

2-ÇOK ORTAKLI ŞİRKETLERİN KURULUŞ VE YAYGINLAŞMA SÜRECİ

Yimpaş ve benzeri şirketlere, bazılarının söylediği gibi “İslami Holdingler” denilmesini doğru bulmuyoruz. Kurucularının Müslüman kimliği ile tanınmaları, bir kısım ortaklarının da faizden kaçınıp kar-zarar ortaklığını tercih etmeleri, bu şirketlere “islami” denilmesini gerektirmez. Mağdur olanların bir kısmının Alman bankalarından düşük faizle kredi kullanıp, Yimpaş’tan hisse aldıkları düşünüldüğünde, kurumsal anlamda her yönüyle ‘islami’ olduğu da zaten söylenemez.

Olayın dört unsuru vardır. Birincisi şirketleri kurup yönetenler. İkincisi yüksek kar beklentisi ile yeterli araştırma yapmadan paralarını teslim edip hisse satın alanlar / ortaklar . Üçüncüsü bu holdingler bünyesinde çalışarak ekmeğini buralardan kazananlar. Dördüncüsü de bu şirketlerin yapılanışını düzenlemek ve denetlemekle görevli devlet.

Değerlendirmede bu unsurları dikkate almalıyız.

Çok ortaklı şirketler;

Küçük tasarruf sahiplerinin yalnız başlarına yapamadıkları yatırımları, birikimlerini bir araya getirerek realize etmek istemeleri.

İnançlarına göre birikimlerini faizli sisteme dayalı bankalara yatırmak istemeyenlerin ellerindeki sermayeyi değerlendirmek istemeleri.

Yurt dışında çalışan ve döviz cinsinden birikimleri olan işçilerimizin, kendi ülkelerinde yatırımlara ortak olarak, bir taraftan oldukça yüksek kar elde ederken diğer yandan çocuklarına Türkiye’de iş imkanlarının sağlanması umudu.

Yine yurt dışında çalışan işçilerimizin, birikimlerini çalıştıkları ülkenin yüksek vergilerinden korumak için çıkar yol aramaları gibi sebeplerle son otuz yıl içinde, kurulmuşlardır.

1980 yılına kadar kurulan çok ortaklı şirketlerin Türkiye gündeminde yer alacak büyüklüğe ulaşmadan pek çoğunun başarısız teşebbüsler olarak kaldığını görüyoruz. Daha sonra ülkemizde liberalleşme ve serbest piyasa ekonomisine geçiş yönünde atılan adımlar ve bunlara paralel olarak yurt dışındaki işçilerimizin tasarruflarını Türkiye’de yatırıma dönüştürme düşünceleri, bu şirketlerin yeniden kurulup gelişmelerine uygun ortamı hazırlamıştır.

İsimleri kamuoyunca bilinen ve holdingleşen bu şirketlerin yöneticilerinin vatansever,dindar, güvenilir ve müteşebbis olma ortak özellikleri ile tanındıkları görülmektedir. Aralarında ekonomi ve işletme alanında tahsil yapanların fazla olmadığı, olanlarında lokomotif görevlerde yer almadıkları, genellikle öğretmen kökenli oldukları anlaşılmaktadır.

Bu şirketlerin kurucuları kendilerinin de hiç beklemediği bir yoğunlukta ortaklık talebi ve para girdisi ile karşılaşmışlardır. Kar-zarar ortaklığı yolu ile faizsiz kazanç beklentisi başta olmak üzere, yukarıda sıraladığımız diğer kuruluş sebeplerine cevap verecek beyanatlar, vaatler ve taahhütler tasarruf sahiplerini bu şirketlere ortak olmaya yöneltmiştir. Özellikle yurt dışında çalışan işçilere döviz cinsinden “bir önceki yıl verilen” olarak açıklanan kar payları ekonomik hayatın realiteleri ile örtüşmese de insanların yüksek kar heveslerine uygun olduğu için rağbet gittikçe artmıştır.

Yöneticilerin konuşmalarında faizli sistemler eleştirilerek, kar zarar ortaklığı ön plana çıkarılırken, kimi şirketlerin dağıttığı ilan ve broşürlerde, büyük puntolarla % 20-30-40 kar payı öne çıkarılıp, küçük puntolarla “geçen yıl dağıtılan kar payı” dipnotları ile kendilerini faizli sistemden ayırıp, bu yolla daha fazla ortak girişi, yani fon toplama sağlanmıştır. 2001 yılı ekonomik krizinden yaklaşık beş ay önce, İhlas Finans Kurumunun iflasına kadar, ortak girişleri “fon toplama” devam etmiştir.

Belirli bir kesimin “yeşil sermaye” olarak adlandırdığı ve 28 Şubat sürecinde üretim ve ticaretini yaptıkları mallara ambargo uygulanan, bürokratik zorluklarla karşılaşan bu şirketler, halkın haksız uygulamalara tepkisi sebebiyle daha da büyümüştür. Asıl büyüme 28 Şubat sürecindedir. Yimpaş’ın kuruluş ve gelişmesine baktığımızda, kooperatiften şirketleşmeye giden süreçte sermayesi olmayan kurucu müteşebbislerin, iyi niyetle yola çıkarak, ortaklarının sermayeleri ile kendileri de bilfiil çalışmak suretiyle işe başlayıp geliştirdiklerini görüyoruz. 1982 yılından 1997 yılına kadar yavaş ama daha dengeli bir büyüme sürdürürken, 28 Şubat yönetiminin “yeşil sermaye” tanımlaması, ayrımcılığı ve haksız uygulamalarına reaksiyon gösteren tasarruf sahipleri Yimpaş’a yeni ortak olmak, mevcut ortaklarda yeni hisseler almak suretiyle büyümeyi hızlandırmışlardır.

O dönemde bir kısım yöneticilerin sermayeyi renklere ayırıp ambargo uygulama yerine, yasal düzenleme ve denetim mekanizmalarını geliştirerek, bir taraftan küçük tasarruf sahiplerini koruyucu, diğer yandan bu teşebbüsleri yasal çerçeve dışına çıkartmadan, ülke ekonomimize ve istihdama katkı sağlayacak biçimde destekleyici önlemler almamaları hem tasarruf sahipleri hem de ülkemiz için büyük talihsizlik olmuştur.

3-HUKUKİ YAPILARI
Çok ortaklı olarak tanımladığımız bu şirketler, holdingler Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kurulmuş Anonim Şirketlerdir. Sermaye Piyasası Kanununda yapılan düzenlemeler ile, ortak sayısı 100’ü geçen şirketler çok ortaklı statüde kabul edilirken, 1999 yılı aralık ayında yapılan yasal değişiklik ile ortak sayısı 250’yi geçen şirketler çok ortaklı sayılmıştır.

Holding isimleri ile tanınıp büyüyen bu şirketlerin çalışma sistemleri, maalesef yasal yapıya tam olarak uymamaktadır. Bu nedenle pratikte farklı uygulamalar görülmektedir. İyi niyetle kurulanlar ile istismar için kurulan holdingler birbirine karışmıştır. Yimpaş gibi iyi niyetle kurulan holdingler bile, ortaklarına vaat ettikleri sistemi resmen uygulamanın imkansız olduğunu görmüşlerdir. Bu nedenle resmi ve gayrı resmi kayıtlar tutulmaktadır. Resmi işlemler Türk Lirası üzerinden yapılırken, ortakların hisseleri, kar payları döviz cinsinden ve gayrı resmi olarak tutulmaktadır.

Şirketlerin bir kısmı SPK denetiminden kurtulmak için resmi ortak sayısını 250’den az gösterirken, bir kısmı da yurt dışında aynı isimde holdingler kurarak hisse satma işlemini sürdürmüşlerdir. Şirket yöneticileri SPK’nun sermaye artırım izni vermediği için bu tür yollara başvurduklarını açıklarken; SPK yetkilileri ise, bu şirketlerin ortaklarının kayıtlarını yasal olarak tutmadıklarını, pay defterlerinde kamuoyuna ilan ettikleri kadar ortaklarının olmadığını, gayrı resmi kayıt tuttuklarını zaman zaman açıklamışlardır.

Bir kısım holdingler ise, ortaklarını resmi defterlere kayıt yapmakla birlikte, Sermaye Piyasası Kurulundan izinsiz senet arzı yaptıkları için suçlanmışlar, bu nedenle yöneticileri hakkında ceza davaları açılmıştır. Yimpaş Sermaye Piyasası Kurulunun izniyle, 2000 yılında yeni halka arz yapmasına rağmen, SPK’nun izin verdiği bir aylık sürenin öncesi ve sonrasında da halka arz işlemi yaptığı iddiası ile suçlanmış ve yöneticileri haklarında dava açılmıştır.

Özet olarak; Bu holdinglerden ortak sayısı 250’den daha az olanlar ya da öyle gösterilenler zaten yasal statüde çok ortaklı sayılmamaktadır. Ortak sayısı 250’den fazla olanlar ise konumuzu teşkil eden şirketler ( holdingler ) olup, SPK mevzuatına tabidir. Hisse senedi arzı SPK’nun iznine tabidir.Halen bu şirketlerin senetleri İMKB da işlem görmemektedir. Aslında SPK mevzuatına uygun olarak “kayıtlı sermaye” sistemine geçmeleri durumunda borsada işlem görmeleri mümkün olabilecektir. Bu sağlanamadığı için hisse senetlerinin değeri piyasa şartlarına göre oluşmamakta, yöneticilerin takdir ettiği değerden işlem görmektedir. Gerçi ekonomik krizden sonra talep olmadığı için hakiki kişilere hisse senedi devri yapılmamaktadır. Genellikle holdinglerin kurduğu az ortaklı grup şirketlere senet devri yapılmaktadır.

Yurt dışında aynı isimde kurulan şirketlerin ortak kayıtlarının gayrı resmi olarak Türkiye’de tutulması da ayrı bir sorundur. Özellikle Almanya’da ellerinde hisse senedi bulunan ortaklar, Almanya mevzuatına göre talepleri halinde ana paralarını alarak ortaklıktan ayrılma hakları olduğundan bu yola başvurmuşlar ve bir kısmı ana paralarını almışlardır. Ortaklarına paralarını ödeyemeyen şirketlere devlet el koyarak kayyım tayin etmiş, yöneticileri hakkında soruşturma başlatmışlardır. Yimpaş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Dursun Uyar’ın, Almanya mahkemelerince ifadesinin alınması için aranma sebebi de budur.


4-YÖNETİM ŞEKİLLERİ
Yukarıda bahsettiğimiz gibi,çok ortaklı şirketler birer Anonim Şirkettir. Şirket sermayesi küçük paylara bölündüğü için, payları satın alanlar şirketin ortağı olurlar. Hisse senetleri nama yazılıdır. Hisse senetlerinin satışı yapılırken ifade edildiği gibi ortaklar kara,zarara, şirketin tüm mal varlığına ortak olurlar. Şirketin küçük bir ortağı olarak, yasaların tanıdığı tüm haklara sahiptirler. Ancak bu yasal haklar küçük ortaklar için tek başına büyük bir anlam ifade etmemektedir. İMKB’de işlem gören şirketlerin bir kısım hisseleri halka arz edilmişken, Yimpaş ve benzeri şirketlerin hisselerinin tamamı halka arz edilmiştir. Genel Kurul’da Yönetim Kurulu Üyeleri seçilmekte, Y.K.Üyeleri de aralarında işbölümü yapmaktadır. Uygulamada Y.K.Üyelerini Başkan önerdiği için, daha sonra işbölümünü de Başkan yapmaktadır.

Hukuken öyle olmamasına rağmen tatbikatta Başkan tek yetkili durumundadır. Yönetim Kurulu Üyeleri yetkilerini yeterince kullanmamaktadır / kullanamamaktadır. Şirketin kuruluşundan beri ortakların ekseriyetini tanıyan ve birebir muhatap olan Y.K.Başkanı ve beraberindeki birkaç kişi olduğu için, genel kurulda ortaklardan yeterli sayıda vekaleti alanlar da aynı kişilerdir. Bu nedenle başkan tek başına yatırım kararlarını verebilmekte, insan kaynaklarını yönetmektedir.

Yönetim Kurulu Başkan ve Üyeleri aynı zamanda icracı konumundadır.

Profesyonel yönetim anlayışına şiddetle karşıdırlar. Yetki ve sorumluluk verilenlerin konusunun uzmanı olması önemsenmez. Önemli olan Başkana yakınlığıdır. Bu yakınlık akrabalık olabildiği gibi, bu bağ olmaksızın kayıtsız şartsız bağlılığını bildirme şeklinde de olabilir. İtaat etmek önemlidir. Başarı ölçü değildir. Rakamlar ve bilançolar okuyup anlayacak ve dikkate alacak başkan ve yönetici ararlar ama nafiledir. Gruptan zarar eden firmaların açıkları yeni ortaklardan gelen fonlar ile hemen kapatılır. Bilançoların ortaya konulup zarardan bahsedilmesi ve şirket menfaatine alınacak tedbirlerin gündeme getirilmesi ancak şirkete yeni dahil olanların bir acemiliğidir (!). Bu durumda olanlar ya yaptıkları hatalardan (!) vazgeçer, veya kısa zamanda pasifize edilip kendiliğinden uzaklaşması sağlanır.

Teftiş ve denetim göstermelik de olsa vardır. Ama asla etkin değildir. Çalışanların performansına göre değerlendirilmesi söz konusu değildir. Çalışanların büyük çoğunluğunun alacağı maaşı bizzat Holding Y.K.Başkanı belirler. Hatta diğer Yönetim Kurulu Üyelerinin alacağı maaşı da Başkan belirler. Biat ve itaat konusunda gösterilen performans maaşlara hemen yansıtılır. Örneğin sorumlu olduğu plastik fabrikasını karlı biçimde işleten Genel Müdür, fabrikanın dış duvarını ortakların gözüne hoş görünecek şekilde kaplatmadığı için ücret artışı verilmeyerek cezalandırılır. Ama tuğla fabrikasını allayıp, pullayıp süsleten yetkili – bu yolla şirketin ciddi zararına sebebiyet verse de- görüntüyü kurtardığı için mükafatlandırılabilir.

Adalet mi ? Mum yak ara. Başta Y.K.Üyelerinin bir kısmı olmak üzere, pek çok üst düzey yönetici ekonomik krizle birlikte, kendilerinin ve yakınlarının ortaklık paylarını hukuka aykırı biçimde alırken, yönetimde etkili olmayan diğer ortaklara “ana para ödemesinin hukuken yapılamadığı” SPK’nun izin vermediği söylenebilir. “ Şirket kendi ortaklarının hissesini yasal olarak alamıyor, hisse senetlerini kendiniz satarsanız devrini yaparız” denir, ama ödeme yapılacak biri ise, grup şirketlerden birine hissesi satılıp ödeme yapılır. Ortaklar arasında böyle bir ayrımcılık olduğu gibi, çalışan personelin işten ayrılmasında da benzer farklı uygulamaları görürüz. Kendi isteği ile işten ayrılana hukuken tazminat ödenmemesi gerekirken, uygulama tamamen keyfidir. İstediklerine ödenir. İstemediklerine ödenmez.

Finansın bir merkezden koordinesi de sağlanamamıştır. Ekonomik krizle birlikte alınması gereken tedbirler yeterince ve zamanında alınmadığı için, şirketin mal varlığının önemli bir bölümünü teşkil eden gayrimenkullar değerinin altında elden çıkarılmıştır. Finansın sevk ve idaresinin borç erteleme ve ödeme planı düzenlenerek bir merkezden sevk ve idare zaruretine bir türlü inanılmadığından şirket ciddi zararlara uğratılmıştır.

5-YAPILAN YANLIŞLIKLAR /YATIRIM POLİTİKALARI

Bu şirketler varlığını ortaklardan topladıkları paraya bağladıklarından, tabir yerinde ise hep tribünlere oynamaktadırlar. Yatırımlarında dikkat çeken ortak özellik budur. Herhangi bir fizibilite yaptırılmadan, gereklilik, sermayenin geri dönüşümü, karlılık gibi temel unsurlar yeterince düşünülmeden yatırım yaptıkları görülmektedir. Adı fabrika ise, ortaklara büyük bir yatırım olarak takdim ve reklam edilebiliyorsa, bu yolla sıcak para girişi demek olan yeni ortaklar geliyorsa, o yatırım akıllıca (!) yapılmış sayılmaktadır. Bu pencereden bakıp değerlendirildiğinde, isim yapmış bazı fabrika ve tesislerin, piyasa değerleri araştırılıp belirlenmeden satın alınması da, yatırım politikalarına çok uygun düşmektedir.

Yurt içinde kiralama yolu ile açılan bazı alışveriş merkezlerinin dövizle belirlenmiş astronomik kira bedelleri, miadını doldurmuş, günümüzde hiçbir üretim sağlanamayacak bazı sözde fabrikaların ve gayrimenkulların değerinin 4-5 katına satın alınması gibi örnekleri yer ve isim vererek saymak mümkündür.

Yurt dışı yatırımları da, yurt içi yatırımlardan farklı değildir. Başlangıç aşamasından itibaren her türlü istismar ve dolandırıcılığa açık bir politika izlendiğinden zararlar korkunç boyutlardadır. Akıllı, basiretli bir tüccarın asla yapmayacağı yatırımları bu şirketlerin yaptığını söyleyebiliriz. Bir örnek olarak Yimpaş Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’a alışveriş merkezi ve otel yatırımına karar verir. Karar verilmeden önce yapılmış bir araştırma yoktur. Şirketten bu yolla büyük para aşırabileceğini gözüne kestiren, Türk Cumhuriyetlerini tanıyan bir kişinin yönlendirmesiyle, “tarihi ipek yolunu mağazalarla donatma” idealini benimsemiş Başkan hemen ikna olur. Konunun Yönetim Kuruluna getirilip görüşülmesine gerek yoktur. Zaten Yönetim Kurulu bir formaliteden ibarettir. Hemen Başkan yatırım kararını verir. Gerisi su gibi harcanan para. Doğru dürüst kayıtları bile tutulmadan. Aşkabat’ta şirketi kurup idare edenlerle, müteahhitliğini yapanlar aynı kişilerdir. Şirketin Almanya ayağından istedikleri kadar döviz bu şahısların hesabına aktarılmaktadır. Bir mağaza, bir otel ve bir hastane inşa edilecektir. İşi üstlenen ekip, şirket kuruluşundan başlayarak, inşaatın her aşamasında “görünmeyen zaruri giderler( ! )” konusunda, Yöneticileri ikna etmeyi başarmışlardır. Sonuç; yaklaşık 20.000 metrekare bir mağaza ile sadece kaba inşaatı yapılmış 20.000 metrekare bir otel inşaatı için yaklaşık 50.000.000 USD ( elli milyon dolar ) harcandığı söylenmiştir.( Başkan 45 milyon avroluk yatırım yapıldığını söylemektedir ) Otel hala açılamamıştır. 400.000 nüfuslu ve insanların ortalama gelirinin aylık 30 USD olduğu bir ülkede, öz sermayesi ile yatırım (!) yapan tek şirket, maalesef konumuz olan çok ortaklı şirketlerden Yimpaş’tır. Yatırım aşamasında buhar olup uçan sermaye en iyimser ifade ile 25 Milyon Amerikan Doları. Geri dönüşüm ve kar ? Onlar da ne demek, bayrak dalgalansın yeter!

Türkmenistan böyle de, Özbekistan, Kırgızistan yatırımları farklı mı ?

Taşkent’teki bir Türk şirket ile ortaklık kurulması da, yukarıda anlatılandan farklı değil. Şirketin sahibi olan şahıs, çok ortaklı şirketin yönetici profilini çok iyi tanığından ortaklık için çok yüksek bir değer ister ve istediğini alır. Sözde büyük ortak olunmuştur. Ama aynı şahıs şirketi yönetmeye devam eder. Mantık yine aynıdır. Bayrak dalgalansın yeter. Bir büyük ortak daha kazanılmıştır (!)

Kırgızistan’ın Başkenti Bişkek’e de aynı usul ile yatırıma karar verilmiştir. Temel atma töreninden sonra, ekonomik krizle birlikte yatırım durunca, mahkeme kararı ile yer tahsisi iptal edilmiştir. Konunun çözümü için devreye giren bir yöneticiye, T.C. Bişkek Büyükelçisinin söylediği şu söz konuyu açıklamaya yeter. Büyükelçi “ 250 bin dolara uçak kiralayıp, şatafatlı tören düzenleyeceğinize, önce arsanızın parasını ödeyip tapunuzu alsaydınız” demiştir. Temel atma töreninde, Kırgızistan’a 80 milyon dolarlık yatırım yapacaklarını söyleyen, Yimpaş Holding Başkan Yardımcısına, bir gazetecinin Kırgızistan bütçesinin ne kadar olduğunu sorması, cevap alamayınca da “ Kırgızistan bütçesinin yaklaşık dörtte biri yatırım yapıyorsunuz, yatırımın geri dönüşüm hesapları iyi yapıldı mı” sorusu, gözü kapalı yatırım yapıldığını göstermektedir.

İşin özeti şudur: Basiretli bir tüccarın göstermesi gereken hassasiyet gösterilmeden yatırımlar yapılmış ve şirketler bu yolla zarara sokulmuştur.

6-KAR-ZARAR ORTAKLIĞININ İŞLEYİŞ BİÇİMİ

Bu şirketlerin gelişmesinin ana sebeplerinden biri kar-zarar ortaklığı olarak tanıtılmasıdır. Gerçekten de hukuki yapıları itibariyle finans kurumları olmadıkları için, ortakları paralarını kara ve zarara ortak olarak bu şirketlere teslim etmektedirler. Olması gereken, şirketin hisse karşılığı ortaklardan topladığı paraları, basiretli bir tüccarın göstermesi gereken dikkat ve itina ile yatırıma ve ticarete yönlendirerek, belli bir dönem sonunda elde ettiği karı ya da zararı bilançoları ile belirleyerek ortakları ile paylaşmasıdır. Uygulama ise böyle değildir. Her yıl başı ortaklara, “yeniden değerleme oranı” ve “kar oranı” bilançolara bakılmaksızın döviz cinsinden ilan edilmektedir. Maliye Bakanlığının her yıl açıkladığı yeniden değerleme oranından yıllık enflasyon oranı düşülerek aradaki fark kadar, gayrimenkulların değerinin artmış olduğu farz edilmektedir. Ticari anlamda zarar olursa veya yeterli oranda kar sağlanamamış ise, gayrimenkullar, mağazalar, binalar mahkemece bilirkişilere tespit ettirilen değerlerine göre grup içi şirketler arasında satılmak suretiyle şirket kara geçirilmektedir. 1999 ve 2000 yıllarında bu şirketlerin kurumlar vergisinde en üst sıralara yükselişinin altında yatan gerçek sebep de budur.

Kısacası yatırıma ve ticarete yönlendirilen paranın gerçek anlamda karlı işletilip işletilmemesi sorun değildir. Yeni ortaklardan sağlanan sıcak para girişi ile ortaklara ilan edilen kar payının ödenmesinde bir sıkıntı yaşanmamaktadır. Ta ki yeni ortak girişi ( sıcak para ) bitene kadar. 2000 yılı sonunda İhlas Finansın iflası ile başlayan süreçte, bu şirketlerin hisse senetlerine olan talep azalıp sona erince, yukarıda anlattığımız gerçekler su yüzüne çıkmaya başlamıştır.

Ticari işletmelerden ortaklara verilen oranda kar edilmediğinin anlaşılması için ne yazık ki, bir ekonomik krizin yaşanması beklenmiştir. Yukarıda özetlemeye çalıştığımız yönetim şekli, yapılan uyarıların idrakine ve tedbir alınmasına engel olmuştur. Krizle birlikte ortaya çıkan gerçek ise bir cümle ile şudur: Bu şirketler üretim veya ticaretlerinden ortaklarına verdikleri oranda kar elde etmedikleri halde, hayali karlar dağıtmışlar ve yapılan ikazlara aldırmayarak yanlış uygulamalarına devam etmişlerdir.

7- DÖVİZ BAZINDA YÜKSEK KAR PAYI ALANLAR ŞİMDİ LANET OKUYOR
Günlerdir Yimpaş ve benzeri holdinglerin tartışıldığı ortamda gelinen nokta özetle şudur. Başlangıçta bu kadar kar payı alırken, bu değirmenin suyu nereden geliyor diye sormayan bir kısım ortaklar, kar payı ve ana paralarını alamayınca Yimpaş yöneticilerine lanet okumaktadır. Bu ortakların durumu sanırım en iyi Hoca Nasreddinin kazan enikledi fıkrasına uymaktadır. Şimdi kazan öldü denince, akılları başlarına gelmiştir.

Yimpaş’ın halka açık şirketlerinden olan Almanya Yimpaşa Alman hükümeti el koymuş, kayyım atamıştır. Şirket yöneticileri hakkında soruşturma yapılmaktadır.

Yimpaş’ın halka arz ettiği yurt dışındaki ikinci holdingi İsviçre’de olup, halen bu şirketle ilgili İsveç resmi makamlarının soruşturma yaptıklarını, kara para aklama yönünden yatırım yapılan ülkelere heyet göndererek incelediklerini Başkan açıklamıştır.

İçine düştüğü ekonomik kriz sebebiyle, Fransa, İngiltere ve Avustralya’daki gayrimenkulları ile yurt içindeki pek çok gayrimenkulu değerlerinin altında satılmıştır.

Hızlı küçülme sebebiyle satılan veya kapatılan alışveriş merkezleri ve fabrikalarda çalışan binlerce kişi işsiz kalmıştır.

Ortaklardan bir kısmı geçmiş yıllarda aldıkları kar payları ile ana paralarını aldıklarından sessiz kalmakta iken özellikle 1997-2000 yıllarında ortak olanlar ne kar payı ne de ana paralarını alamadıkları, ortaklar arasında ayrıcalık ve adaletsizlik yapıldığı ve kandırıldıkları iddiası ile olayı gündemde tutmaktadırlar. Bu kişilerin resmi mercilere, özellikle Sermaye Piyasası Kuruluna yaptıkları başvuruları da sonuçsuz kalmaktadır.

Yazılı ve görsel medyanın olayı gündemde tutmaları, TBMM Araştırma Komisyonunun raporu henüz olaya çözüm getirebilmiş değildir.

8-YANLIŞ UYGULAMALAR DEVAM EDİYOR

Çok ortaklı şirketler bağlamında Yimpaş hakkında yaptığımız tespitler, hem küçük tasarruf sahiplerinin korunması hem de çalışanların mağdur edilmemesi için bir an önce tedbir alınması gerektiğini vurgulamak ve alınacak tedbirlere katkıda bulunmaktır.

Yazımızın konusunu teşkil eden çok ortaklı şirketler içinde Yimpaş en iyileri olarak ifade edilmektedir. SPK Başkanının açıklamalarından da bunu anlamaktayız. Ancak Yimpaş dahil olmak üzere, özet olarak tanıttığımız bu holdingler işleyiş şekilleri itibariyle mevcut ortaklarının hak ve hukuklarını koruyamamaktadırlar. Ortaklar açısından sorun gün geçtikçe büyümektedir. Basiretli bir tüccar gibi hareket etmeyen yönetim, hak, hukuk, adalet ve hakkaniyet ölçülerine uymadan, denetim boşluklarından da yararlanarak, bir kısım ortakların ana paralarını ödemeye devam etmektedir. 32.Gün programına giydiği kefeni ile çıkan Yimpaş mağdurunun banka dekontları göstererek ifade ettiği gibi bazı ortaklara para iadesi yapılmaktadır. Sanki tasfiye halinde bir şirket gibi hareket edilmektedir. Diğer yandan Yönetim Kurulu Başkanı kendisine takdir ettiği maaşla, paralarını almak isteyen ve çok zorda olan bazı ortakların hisselerini devraldığını ifade etmektedir.

Devlete ve kanunlara güvenen iyi niyetli ortaklar beklemeye devam ederken, bu şirketlerin mal varlığı günden güne erimektedir. Aktif ve pasifleri de sıhhatli olarak bilinmemektedir. Bugün karşılaşılan olumsuz durum , ilerde yöneticiler dışındaki ortakların çok daha fazla mağdur olacağını göstermektedir.

Bir zamanların “bankerzedeleri”, “imarzedeleri” gibi şimdi de, “Yimpaşzedeler”, “holdingzedeler”, “ortakzedeler” gündemdedir.

9-BUGÜNE KADAR DEVLETİN ÜZERİNE DÜŞENİ YAPTIĞI SÖYLENEMEZ

Yimpaşzedelerin, holdingzedelerin mağduriyetleri karşısında devlet ne yapmıştır. Olay bu aşamaya gelinceye kadar maalesef gözetim ve denetimin layıkıyla yapıldığını söyleyemeyiz. Bankacılık alanında görülen yasal boşluklar, zamanında yapılmayan düzenlemeler nasıl devlete pahalıya mal olmuş ise, çok ortaklı şirketlerin ortaya çıkardığı de facto durum karşısında da gerekenler yapılmamıştır.


28 Şubat öncesinde, bu holdinglerin bütün faaliyetlerinin yasal alana çekilmesi, yasal boşlukların yeni düzenlemelerle tanzim edilmesi görevi ihmal edilmiş, 28 Şubat sürecinde ise, binlerce kişinin ortak olduğu bu şirketler, irticai faaliyetlerin odağı olarak gösterilip, yeşil sermaye suçlamasıyla ambargo uygulanmasına başlanmıştır. Oysa devlet, hukuk içinde meseleye çözüm getirmekle yükümlüdür. Şayet bu holdingler her yönüyle hukuka ve yasalara uygun faaliyet gösteriyorsa, bunlara farklı muamele yapılması hukuk önünde eşitlik ilkesi ile bağdaşmaz. Hukuka ve yasalara aykırı faaliyetleri söz konusu ise, onları yasal çizgiye çekmek, uymayanlara müeyyideler uygulamak devletin görevidir.

Şimdi SPK Başkanı, halkı uyardıklarını, sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunduklarını ifade etmektedir. Sermaye Piyasası Kanununun SPK’na yüklediği vazifeler bundan ibaret değildir. 2499 Sayılı Kanun, izinsiz sermaye piyasası faaliyetinde bulunanlar hakkında SPK’nu her türlü tedbiri almaya, mahkemelerden ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz istemeye yetkili kılmıştır. Bu holdinglerin hisse senedi satışları izinsiz halka arz ise, bunlar hakkında suç duyurularıyla yetinilmeyerek toplanan paralara SPK’nun ihtiyati tedbir koydurması gerekirdi. TBMM Araştırma Komisyonu raporunda, 77 holdingin tespit edildiğinden, bunların çoğunun adreslerinde bulunamadıklarından bahsedilmektedir. 2005 yılında TBMM Araştırma Komisyonu çalışmaya başlayıncaya kadar, SPK neredeydi acaba? Holdingzedelerin yakınmaları 2000 yılından beri var iken ne yapılmıştır neler yapılmamıştır.

TBMM Araştırma Komisyonunun önerdiği, SPK’nun da önerdiğini ifade ettiği yasal düzenlemeler ancak bundan sonrası içindir. Şimdiye kadar yapılan ihmallerin bir hesabı olmalıdır.

10-VAKİT KAYBETMEDEN ‘HER TÜRLÜ TEDBİR’ ALINMALIDIR

Gelinen noktada çok ortaklı holdingler ve özellikle gündemde olan Yimpaş’ın SPK’dan izinli olarak halka arz yaptığı dönem dışında, her yönüyle mevcut yasalara uygun faaliyette bulunduğu söylenemez.

Yimpaş kuruluşundan kısa bir süre sonra SPK’na kayıtlı olarak, tüm ortaklarını şirket pay defterlerine kaydetmek suretiyle, tabela holdinglerinden farklı bir şekilde ortakların paralarını -yukarıda izah ettiğimiz yanlışlıklarla beraber- yurt içinde ve yurt dışında yatırımlarda kullanmıştır. Ancak yeni ortaklar alamaması, yani sıcak para girişinin kesilmesi ile ortaklara “kar payı” adıyla yüksek oranlarda verdiği paraların, gerçek anlamda ticari karlar olmadığı anlaşılmıştır. Yimpaş kötü yönetilmiştir. Karlı olan birkaç şirketi dışında, kötü yönetilmeye de devam edilmektedir. Mal varlığı gün geçtikçe erimektedir. Yimpaş’ın halka arz edilmiş beş şirketinden üçü Türkiye’de, biri Almanya’da, diğeri de İsviçre’dedir. Almanya ve İsviçre kötü gidişi görmüş ve yasal tedbirleri almıştır.

Devlete bir külfet yüklenmeden ortakların mağduriyetlerinin belli bir oranda giderilmesi, çalışanların güvence altında çalışmalarının devam ettirilmesi, devlete olan güvenin daha fazla sarsılmaması için yasaların öngördüğü ‘her türlü tedbir’ daha fazla vakit kaybetmeden alınmalıdır. İsmi ve adresi bulunamayan tabela holdingleri için ise vakit zaten geçmiştir.


Reşat PETEK
(E) Cumhuriyet Başsavcısı

rpetek@resatpetek.net


“Dört Bakan Var, Bir Gören Yok” manşeti ile, kırmızı bültenle arandığı iddia edilen Dursun Uyar’ın, Ak Partili bakan ve milletvekilleri ile görüntüsü öne çıkarılarak, Cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimler öncesi siyaset pazarında, Ak Parti – “yeşil sermaye” bağlantısını tezgaha koyarak ucuz yoldan siyasi çıkar sağlamak isteyenler, pazarda yeni malzemeler sergileyerek uzun süre gündemi işgal ettiler.


Amacımız, şahısları hedef alıp şahsiyetleri ile uğraşmak değildir. Sayıları yüz binleri bulan şirket ortaklarının hak ve hukuklarının korunması için alınacak tedbirlere katkıda bulunmaktır. Bunun yanında kutsal değerler öne çıkarılarak yapılan şirketleşme çalışmalarının bir kısmının tamamen iflas ve fiyasko ile sonuçlanması, bir kısmının da göz göre göre aynı akibete doğru gitmesiyle, bu birlikteliğe parasını ve gönlünü veren binlerce inançlı insanın maneviyat dünyasında meydana gelen ve daha da gelecek olan psikolojik depresyonlara engel olabilmektir.


Belirli bir kesimin “yeşil sermaye” olarak adlandırdığı ve 28 Şubat sürecinde üretim ve ticaretini yaptıkları mallara ambargo uygulanan, bürokratik zorluklarla karşılaşan bu şirketler, halkın haksız uygulamalara tepkisi sebebiyle daha da büyümüştür. Asıl büyüme 28 Şubat sürecindedir.

Bu şirketler varlığını ortaklardan topladıkları paraya bağladıklarından, tabir yerinde ise hep tribünlere oynamaktadırlar. Yatırımlarında dikkat çeken ortak özellik budur. Herhangi bir fizibilite yaptırılmadan, gereklilik, sermayenin geri dönüşümü, karlılık gibi temel unsurlar yeterince düşünülmeden yatırım yaptıkları görülmektedir.

İşin özeti şudur: Basiretli bir tüccarın göstermesi gereken hassasiyet gösterilmeden yatırımlar yapılmış ve şirketler bu yolla zarara sokulmuştur.


Devlete ve kanunlara güvenen iyi niyetli ortaklar beklemeye devam ederken, bu şirketlerin mal varlığı günden güne erimektedir. Aktif ve pasifleri de sıhhatli olarak bilinmemektedir. Bugün karşılaşılan olumsuz durum , ilerde yöneticiler dışındaki ortakların çok daha fazla mağdur olacağını göstermektedir.

Bir zamanların “bankerzedeleri”, “imarzedeleri” gibi şimdi de, “Yimpaşzedeler”, “holdingzedeler”, “ortakzedeler” gündemdedir.

Devlete bir külfet yüklenmeden ortakların mağduriyetlerinin belli bir oranda giderilmesi, çalışanların güvence altında çalışmalarının devam ettirilmesi, devlete olan güvenin daha fazla sarsılmaması için yasaların öngördüğü ‘her türlü tedbir’ daha fazla vakit kaybetmeden alınmalıdır.

Kaynak: http://www.yimpaszedeler.com

Admin
Admin

Anzahl der Beiträge : 26
Anmeldedatum : 21.05.11
Alter : 47
Ort : Almanya

Benutzerprofil anzeigen http://holdingzedeler.aktiv-forum.com

Nach oben Nach unten

Vorheriges Thema anzeigen Nächstes Thema anzeigen Nach oben


 
Befugnisse in diesem Forum
Sie können in diesem Forum nicht antworten